Garden State die bir film vardır Scrubs tan tanıdığımız Zach Braff abimizin arz-ı endam ettiği. Güzel filmdir izleyenler bilirler. Yalnızlık, depresyon, birliktelik, mutluluk ve mutsuzluk kavramlarına güzel bakış açıları getiren sakin huzurlu bir filmdir. Filmin ana karakterinin yaşadığı suçluluk duygusu, yalnızlık, yılgınlık gibi hissiyatların güzel temellendirilmiş bir hikayeyle anlatılması filmi hayatımda farklı bir yere koymamı sağlamıştır. Filmlerde geçen cümlelere takıntılı bir insan evladı olarak hayatıma şu vecizeyi de armağan etmiştir;
"You'll see one day when you move out it just sort of happens one day and it's gone. You feel like you can never get it back. It's like you feel homesick for a place that doesn't even exist. Maybe it's like this rite of passage, you know. You won't ever have this feeling again until you create a new idea of home for yourself, you know, for your kids, for the family you start, it's like a cycle or something. I don't know, but I miss the idea of it, you know. Maybe that's all family really is. A group of people that miss the same imaginary place."
Ki altına imza atarım şu repliğin. Hayatında sürekli bişilerin eksildiğini ve sahip olduğu güzel hissiyatları birer birer bir daha geri gelmemek üzerine kaybettiğini farkeden bir insan evladının yaşadığı garip yoksunluk hissini, yuva kavramını, anlamadığı, anlamlandıramadığı bişileri özlemeyi bundan iyi anlatan bir replik yoktur herhalde. Hepsi bir döngü diyor Andrew. Bir zamanlar bir takım kavramlar için hissettiği şeylerin, tekrar aynı şekilde hissedilemeyeceğini ancak kendi yaratacağı yeni olgulara anlamlar yükleyip yamalı elbise hüznüyle giymek şeklinde durumu idare edebileceğini anlatıyor. içte birşeyler burkarak. Yani cidden olmaz mı hiçbirşey ilk hissettiğin gibi. yani cidden boşuna mı uğraşıyoruz yeniden birşeyler kurmak için yeni insanlar bulup gözlerinin ta içine içten gelerek bakmak için... İçtiği ilaçlar yüzünden hissettiği uyuşukluk hissi bi büyüme, yaşlanma metaforu olarak çıkıyor andrew'ın hayatında karşısına. Hem hayat seviyor metaforları. Direk anlatmayı sevmiyor nedense, derdi ne ise. Ondan uzun sürüyor insan anlamak, olay anlamak, sevi anlamak... Aptallığımızdan olsa gerek. Ne istediğini bilmeyen, ne özlediğini anlamayan, ne eksik çözemeyen bünyelerimizde hayatın sunduğu metaforları çözmeye çalışıyoruz zavallıca. Andrew'da öyle. Yağan yağmurun altında hurda otobüsün üstüne çıkıp avazı çıktığınca bağırmak ne kadar rahatlattı kendisini bi fikrim yok ama ilk defa beklentisiz, gri, soğuk bir günün sabahında tanıştığı ve sonrasında tanıştığına ziyadesiyle memnun olduğu Samantha ile birlikte bu aktiviteyi gerçekleştirmesi hakkında bi fikrim olabilir sanırım :). Hayat o sahnedeki kadar gri aslında. Şansımıza yağmurlar var, bağırma hissi var, Samantha var... İyi geceler.
17 Ağustos 2010 Salı
13 Ağustos 2010 Cuma
haftanın sonu
Haftanın bitebilen bi kavram olduğunu saat 5 sularında idrak ettim. Sıcak saçma bi günün biteyazması ise ayrı bi endorfin salgılama sebebi olarak görülebilirdi. Ama gel gör ki bünye endorfin ve serotonin kapaklarını ha deyince açmıyor be canlar. Dünyevi yüklerin muhtelif saçmalıklarla omuza çökmesi idrak yollarını, his kanallarını hormonsuz bırakıyor. Hayatın expectations ve reality kanallarındaki ufak senkronizasyon bozuklukları bünyedeki hayal kırıklığı ve mutluluk arası sinir hücrelerini direk etkilemekte. Bu tip hüzünlü sahneleri ancak güzel müzikler kurtarır filmlerde, gerçek hayatta sanmıyorum. Lakin içindeki tüm devam hatalarına, senkronizasyon bozukluklarına, senaryo saçmalığına rağmen hayatın arada güzel olabilen bişi olduğunu düşünmek iyi bişi midir bilemiyorum. iyi bişiyse iyi yoldayız. iyi geceler.
12 Ağustos 2010 Perşembe
Antalya
Sıcağıyla bilumum donu göte yapıştırabilme kabiliyetine sahip olsa da güzel şehir vesselam sevgili Antalya kardeşimiz (eskiden Günaydın İstanbul Kardeş diye bir tv filmi izlemiştim, sevmiştim ondan Antalya kardeş dedim sanırım bilemiyorum). Zira üstünde geçen yaklaşık 9 ayımda mutlu etti kendisi beni hep. Öyle kıçında pire varmışçasına gezen bünyenin gazını almaya teşne bi yapısı var kendisinin. Sanırım seviyorum kendisini. Hafta içi halk arasında ekmek parası diye tabir edilen istihdamımı sağladığı, haftasonu da Larasından, Konyaaltısından ( konyaaltısı ne arkadaşım), Olimposundan faydalandırdığı için müteşekkirim kendisine. Kaos ihtiva eden bir sabahta otobüs terminalinde tanışmıştım halbuki kendisiyle. "Ee şimdi ne yapacam lan" şeklinde bi düşünce balonuyla dolanırken etrafta, almış katmış kendine anlamadan. Bi sürü güzel insan da serpiştirmiş enteresan bir şekilde hayatımın muhtelif yerlerine. Bunun için de teşekkürler antalya kardeş. Günü gelince küfretme hakkımı saklı tutarak iyi geceler diliyorum.
11 Ağustos 2010 Çarşamba
içindeki çocuğu ter yoluyla dışarı atan adam
İçindeki çocuk falan diye başlayıp Can Dündar havası katmak istedim dostlar. Halbuki bildiğin sıcaktan donu kıçıyla bütünleşmiş bi halde nemli havadan dert yanmak için yazılan derinlik ihtiva etmeyen bi post aslında. Ama hep böyle içindeki çocuklu cümleler kurmak istediğimden hakim olamadım nefsime. Sıcağa verin. Verin de ne olacak canlar bu hava olayları. Olm ben ki es kaza reenkarne olsam banko Sibirya dolaylarında sempatik bi kutup ayısı olarak doğacak bi insan evladıyım. Gel gör ki reenkarnesi bi kutup ayısı olan bu kişinin realitesi Antalya dolaylarında gezinmekte trajikomik bi şekilde. İnsan nefes aldığında boğazında hafif bi serinlik hisseder ya... O yok işte canlar bildiğin bünye içindeki sıcaklığın nemle kapaklanmış halini içime çekmekteyim. Öyle bi bunalma. Klimatoloji tarikatı diye bi tarikat kurmaya yeltendim kafadan yirmi mürid buldum. İbadeti neyse ederiz dediler yeter ki üflesin yüzümüze yüzümüze. Sonradan sittir et dedim önümüz kış. Kış kelimesini cümle içinde kullanmak bile hafif bi serinlik veriyor. şöyle en karlısından, en yorganlısından...
Bi leylek kalmıştı
Envayi çeşit kuşla girilen muhabbetlerin akabinde sırası gelen leyleğe adanmış bi cümlenin sözleriyle başlamak istedim bloguma. Zira şu an o leylek blogumuz olmakta. Her gün hatrı sayılır miktarda çeşit karıncayla bellerini incitmeden ilgilenmek zorunda olan fani bünyemin anlatacakları oldu sanırsam. Olsun. Saygılar canlarım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



